Toprak Verimliliği ve Preparatlar

TOPRAK VERİMLİLİĞİ VE PREPARATLAR

İşte bu konu çok ama çok önemli!

Biyodinamik tarımı diğerlerinden ayıran en önemli noktalardan biri de kullanılması elzem bitkisel preparatlardır.
19.yüzyılın başından beri doğa güçlerinin düşüşe devam ettiğini ve bugün insanlığın yeni bir şeyler yaratmakla mükellef olduğunu biliyoruz.

2017 ‘de katılmış olduğum Goetheanium’da düzenlenen ‘Toprak Verimliliği’ konferansında ele alınan konular çok derindi. Özellikle de gelecek on yıl içinde yanlış tarım uygulamaları konusu işlendiğinde, içim burkuldu. İlgi o kadar büyüktü ki hınca hınç dolu salonda herkes konuyu çıt çıkarmadan dinliyordu. Dünya haritasında üzeri kırmızı ile belirtilmiş bölgelerde uygulanan tarım yöntemleri neticesinde, tehlikede kalan alanlar gösterilmekteydi. Konferans boyunca deyim yerindeyse kendi kendimi yedim!

Kısa bir süre önce ziyaret ettiğim, 1989’dan beri Damstadt’taki Forschung für Biologisch-Dynamishe Wirtschaftsweise e.V.’da toprak verimliliği ve biyodinamik preparatların geliştirilmesi konusunda araştırmacı Sayın Uli Johannes König’in de katıldığı bu konferansta dile getirdiği görüşlerinden ve bu konferansla ilgili makaleden yaptığım bazı alıntıları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sn.König makalesine şöyle başlıyor; ‘Bu konferansta hem insanların, hem de yeryüzünün sahip olduğu büyüleyici organ “diyafram” ile ilgili bilgiler öğrendik. Toprak yeryüzünün diyaframıdır. Yeryüzü ve evren arasında sürekli soluk alıp veren, tek başına canlı dev bir organdır.

Toprağa verilen preparatlar ve kökler arasında çok sıkı bir bağ vardır. Yapılan deneyler neticesinde, preparat verilen topraklarda gelişen köklerin son derece yoğun ve güçlü şekilde toprağa tutundukları gözlenmiştir.

Edwin Scheller’in ‘etkin madde taşınması’ kavramında anlatılmak istenen de budur. Bir de rotasyonlu tarımın uygulanması sonucu ne tür bereketli sonuçlar alınacağını hayal edin!

Peki, preparatları yeni tanıyan bir insan bunlara karşı şüphe duyuyorsa?

Genellikle çoğu insan, ilk gördüğü bir şeye karşı şüphe duyar. Ancak, kimi zaman 20 yıl önce ortaya atılan ve çılgınca olduğu düşünülen bir fikrin on yıl sonra rahatça kabul edildiğine sıkça tanık oluyoruz.

Bir ağaca baktığınızı düşünün. Uzaktan ilk baktığınızda, bu ağaç yalnızca kafanızdaki ağacı tanıma imajıyla ilintilenir. Gözün baktığı nesne, yalnızca ağaçtan ibarettir, fakat görmek bundan farklıdır. Görmek; sorgulamak, hissetmek, anlamak ve neticede kavramaktır. Kalp gözünüzle algılarsınız! Diyeceğim şu ki; preparatlara da yalnızca bakmakla kalmayıp gerçekten homeoterapik kimliklerini de değerlendirirseniz, yeryüzünün ve evrenin preparatlar sayesinde birbirine nasıl bağlandığını ve yaklaştığını, Satürn’den en durağan yıldızlara kadar uzanan dev tarımsal bireyselliği, tüm bunların nasıl buluştuğunu ve sınırlarını görmeye çalışacaksınız. Sonuçta, etkileri konusunda kuşku duymanıza da gerek kalmayacak…

Steiner, bireyselleşmeden doğrudan doğruya madde dünyasının içerisine yönelik bir gereksinme olarak bahsetmiştir. İnsanoğlu kendisini doğadan kurtarmıştır, dolayısıyla özgürlük içinde hareket edebilir. Preparatları yaparken iki unsur söz konusudur: maddeler (çiçekler, gübre vs.) ve organlar (kınlar veya kılıflar). Bunların hepsi doğadan gelmektedir ve bu ürünleri insan bir araya getirir. Daha sonra mevsimsel kuvvetlere maruz bırakılırlar ve bu sürecin sonucunda tamamen özgür çalışabileceğimiz preparatlara sahip oluruz.

Gıdalarımızın içinde yer alan doğal proteinin bireyselleştirilmesi ve insan proteini niteliğini kazanması gerekir. Preparat sürecinin doruğa ulaştığı nokta da budur. Yeni evrim protein gizeminin bir parçasıdır.